Tip 1 Diyabet insülinin tamama yakın yokluğu ile seyreden diyabet tipidir. Çok erken yaşlarda başlamasına rağmen, çok daha geç yaşlarda da ortaya çıkabilir. Hastaların büyük kısmında insülin üreten β-beta hücrelerini öldüren yada insülini etkisiz hale getiren antikor dediğimiz bir takım yıkıcı kan ürünleri mevcuttur. Son 20 yılda yapılan gözlemler edinilen bilgiler bize hastalığın, hayatın ilk yıllarında hiçbir bulgu vermeden normal kan şekeri düzeyleri ile seyredebileceğini göstemiştir. Bu dönemde yapılan antikor testlerinde ise hastalığa olan yatkınlık antikorların varlığı ile saptanabilmektedir. Ancak yapılan çalışmalar ve hasta araştırmaları aynen Tip 1 Diyabet gibi insülinin hiç üretilemediği ve dolayısıyla hayat boyu insüline bağımlı olarak yaşamak zorunda olan bir grup hasta da ise hiçbir şekilde insülini yıkan yada β-beta hücrelerini öldüren bir antikorun bulunmadığını göstermiştir. Bu hastalar tüm bulguları ile Tip 1 Diyabet olarak sınıflandırılmaktadır. Ancak altta yatan nedenin ne olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle Tip 1 Diyabeti de iki farklı alt grup ile incelemek zorunluluğu doğmuştur. Amerikan Diyabet Birliği (American Diabetes Association-ADA) Tip 1 Diyabeti iki tipe ayırmıştır:

    • Tip 1A: Tamamen otoimmün olan (yani bağışıklık sisteminin pankreasdaki β-beta hücrelerine karşı ve insülinin kendisine karşı yok edici etki ile savaştığı) tiptir. Hastaların büyük çoğunluğu hızla ciddi insülin eksikliğine doğru ilerlerler.
    • Tip 1B: İdiopatik (yani nedeni belirsiz) olan tiptir. Dünyada en sık Japonya’da görülür. Hiçbir antikor mevcut değildir. Tip 1 A gibi ciddi insülin yokluğu ile kendini gösterir. Afrika kökenli Amerikalı bir kısım çocuk hastada ilk bulgular acil koma (ketoasidoz koması) ile kendini gösterebilmekte ve acil sorunun tedavisinden sonra bu çocuklar Tip 1 Diyabet olmalarına rağmen insülin olmaksızın sadece ağız yoluyla alınan diyabet ilaçları ile tedavi olabilmektedirler.

    Yukarıda ki açıklamalar ve sınıflamalardan da anlıyoruz ki aslında Tip 1 Diyabeti tüm nedenleri ile tam olarak açıklamak mümkün değildir. Birçok farklı ara grup yada sınıf mevcuttur.

    Tip 1 Diyabet büyük çoğunlukla otoimmün (çeşitli dokulara karşı antikor üretimine bağlı) bir nedenle olduğundan, bu hastalar başka otoimmün hastalıklar açısından da risk altında olabilmektedirler. Bunların başlıcaları  şunlardır.

    • Addison Hastalığı:

    Böbrek üstü bezinde 21-hidroksilaz enzimine karşı antikorlar bulunur. Tip 1 Diyabeti olan hastada Addison başladığında insülin ihtiyacı azalır. Çünkü Addison’da hipoglisemi (düşük kan şekeri) ortaya çıkar. Hastaların birçoğu tanı konulana kadar hafif – orta şiddette belirtiler verse de yıllarca tanı konulamamaktadır. Toplumda Addison sıklığı her 10,000 kişide 1 iken, Tip 1 Diyabetli hastalarda bu oran 200 kişide 1 e kadar çıkar.

    • Çölyak Hastalığı:

    Genelde belirti vermez. Tanısı konularak Çölyak hastalığı olduğu bilinen hastaların toplam hastaların en fazla %10’u kadar olduğu gösterilmiştir. Transglutaminaz enzimine karşı antikorlar tanı için hassas bir göstergedir. Tip 1 Diyabetlilerde transglutaminaz antikoru hastaların % 12’sinde saptanmaktadır.  Tip 1 Diyabetli olup  Transglutaminaz antikoru saptanan hastaların yarısında barsak biopsisinde çölyak tanısı konulmaktadır. Çölyak hastalığı Gluten denilen bir tahıl türevine karşı hassasiyet nedeniyle olur. Bu hastaların Tip 1 Diyabet için uygulanan beslenme programları  gluten içermeyen besinler ile hazırlanır.

    • Otoimmün Tiroid Hastalıkları:

    Tip 1A Diyabet hastalarında otoimmün tiroid hastalıkları sık görülür.  Tip 1 Diyabetli hastaların dörtte birinde tiroid otoantikorları saptanır ancak bunların az bir kısmında tiroidit gelişir.

    • Pernisiyöz Anemi:

    Midenin paryetal hücrelerine karşı antikorlar nedeniyle anemi (kansızlık) ortaya çıkar. Tip 1 Diyabetli hastalarda birlikte görülür. Antikorları kanda saptanan hastaların %10 kadarı klinik olarak Pernisiyöz Anemi bulguları gösterir.

    Tip 1 Diyabet Genetik Altyapısı

    • Ailesel Yatkınlık

    Tip 1 Diyabetin toplumdaki sıklığı 1/300 iken ailesinde Tip 1 Diyabet olan bireylerde ki sıklık 1/20 olmaktadır. İkizlerde yapılan bir çalışmada ikizinde Tip 1 Diyabet olan çocuklarda Tip 1 Diyabet çıkma olasılığı %50 düzeyine çıkmaktadır.

    • Doku Grupları

                            Tip 1 Diyabet genellikle HLA DR3-4 ve DQ2-3 doku grupları ile yakın ilişki gösterir. Ancak farklı binlerce tip arasında çok karmaşık ve kompleks birliktelikler mevcut olabilmektedir. Henüz tam olarak tarama testi amacıyla kullanılabilecek bir doku gruplaması netleştirilememiştir.

    • İnsülin Geni

    Özellikle timus kaynaklı insülin gen ürünlerinin baskınlığının diyabet açısından koruyucu olabileceği ve düşük risk göstergesi olabileceği hayvan deneylerinde gösterilmiştir.  

    şeker hastalığı tipleri                     

    Tip 1 Diyabet ve Çevresel Faktörler

    Çeşitli çevresel faktörlerin vücutta farklı dokulara karşı antikor üretimini uyarması bilinen bir durumdur. Örneğin Çölyak hastalığı böyle durumlara bir örnektir. Tahıllarla alınan Gluten, vücutta barsaklara karşı antikor oluşturur ve hastalık meydana gelir. Tip 1 Diyabet için de buna benzer durumlar olabilmektedir.

    • Virüsler:

    Viral infeksiyonlar otoimmüniteyi tetikleyebilir. Eğer kişinin kendisinde bir otoimmün  hassasiyet mevcut ise bu kişilerde diyabet ortaya çıkabilir.  Doğumda anneden alınan kızamık hastalığının net ve açık olarak Tip 1 Diyabete (özellikle Tip 1 A Diyabete) neden olduğu bilinmektedir. Doğumsal kızamık hastalığı Tip 1 Diyabetin yanısıra, başka birçok otoimmün hastalığa neden olabilir. Özellikle yüksek risk teşkil eden HLA DR3-4 gibi doku gruplarına sahip bireylerde, yıllar sonra diyabet ortaya çıkabilir. Kızamıktan başka yine başka bir virus olan enterovirus ile olan doğumsal infeksiyonlarda Tip 1 A Diyabet meydana getirebilir. Enterovirusa bağlı ortaya çıkan β-beta hücrelerine karşı otoimmünite ve diyabetin muhtemelen virus ile ana rahminde (intrauterin dönemde) karşılaşmasıyla olduğu düşünülmektedir.  Coxackie A virüsünde ki bir protein ile  Glutamik Asit Dekarboksilaz enzimi arasında çok yakın bir benzerlik olmasının bu otoimmünitede önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Coxackie A virüsüne karşı vücutta oluşan antikorlar aynı zamanda Glutamik Asit Dekarboksilaz enzimine karşıda yıkıcı etki gösterir ve Tip 1 Diyabet ortaya çıkar.

    • Aşılar:

    Hayvanlarda yapılan deneyler özellikle BCG (Tüberküloz-Verem) aşısının diyabet oluşumunu engellediği gösterilmiştir. Ancak insanlarda yapılan çalışmalarda, BCG aşısının diyabet ortya çıktıktan sonraki C-Peptid düşüşüne hiçbir etkisi olmadığı görülmüştür. Ayrıca çok merkezli büyük çalışmalarda da rutin aşılamaların yada bunların farklı zamanlarda ki uygulamalrının diyabetin ortaya çıkışı yada ilerlemesinde hiçbir şekilde etkisinin olmadığı gösterilmiştir. 

    • Diyet:

    Anne sütü ile beslenmenin Tip 1 Diyabet açısından koruyucu olduğu çalışmalar ile gösterilmiştir.İnek sütünün ise antikor üretimini tetikleyebileceği bildirilmiştir. Ancak başka çalışmalarda da anne sütü alımı ile Tip 1 Diyabet arasında hiçbir bağ olmadığı bildirilmektedir. DAISY çalışması inek sütüne erken geçiş ile Tip 1 Diyabet arasında hiçbir anlamlı ilişki olmadığını göstermiştir. Bu çalışmalar çok farklı yönlerde ve bazen çelişen bulgular vermekte olsa da, genel olarak bebeklerin erken dönemde anne sütünden kesilerek inek sütüne başlamaları önerilmemektedir.  Vitaminlerin genel olarak antioksidan etkileri nedeniyle aynen anne sütü gibi Tip 1 Diyabet açısından koruyucu olabileceği düşünülmektedir. 

                Tip 1 Diyabette Hastanın Kendine Ait Nedenler (Humoral Otoimmünite) 

    • İnsülin

    İnsüline karşı antikorlar Tip 1 Diaybetli hastalarda çok erken zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Daha dışarıdan şnsülin tedavisi başlanmadan dahi antikorlar saptanmaktadır. Ancak insülin antikorlarının tek başına varlığı Tip 1 Diyabete has bir bulgu olmaktan uzaktır. Tip 2 Diyabet nedeniyle de insülin tedavisi alan hastalarda bu antikorlar oluşmaktadır.

    • Glutamik Asid Dekarboksilaz (GAD)

    Tip 1 Diyabet açısından en önemli antikorlardan biridir. Stiff Man Sendromu adı verilen ve Purkinje hücrelerine karşı gelişen antikorlar ile kendini gösteren bir hastalıkda da oluşan antikorlar aynı zamanda GAD enzimine karşıda reaksiyon gösterirler. Ancak Stiff Man Sendromu çok nadir bir durumdur ve Tip 1 Diyabetli hastaların pek azında bu durumun eşlik ettiği görülür.

    Tip 1 Diyabetin Klinik Formları 

    • Çocukluk Çağında Ortaya Çıkış

    Tip 1 Diyabet sıklıkla çocukluk çağında ortaya çıkar ve hastalar erken döenmden itibaren insüline bağımlı bir hayat sürdürürler. Bu durumun altında yatan neden erken dönemde ortaya çıkan insülin ve GAD antikorlarıdır. Birçok hastanın annelerinde de Tip 1 Diyabet olduğu bilinmektedir. Bu bebeklerin anne karnından itibaren anneden geçen bu antikorlara sahip oldukları gösterilmiştir. Anneden plasenta yoluyla geçen bu antikorlar gittikçe azalmakla beraber ilk birkaç ayda bebek kanında saptanabilirler. Tip 1 Diyabetli çocukların büyük çoğunluğunda bu antikorlar 9. ay ile 3 yaş arasında oluşmaya başlar.

    Oluşan ilk antikorlar genellikle insüline karşı oluşurlar. Bu nedenle bu hastalarda Tip 1 Diyabetin klinik bulgularıyla tam olarak otturması ilk faz insülin salgısında ki yetersizlik nedeniyle olur. İlk Faz İnsülin Salgısı ne kadar bozulmuş ise hastalığı şiddeti ve ilerleme hızı o derecede yüksek olmaktadır.

    • Erişkin Yaşda Ortaya Çıkış – LADA (Latent Autoimmune Diabetes of Adults – Erişkinin Otoimmün Diyabeti)

    Tip 1 Diyabet her yaşta ortaya çıkabilir. Literatürde Tip 1 Diyabet tanısı konulan en yaşlı hasta, yine Tip 1 Diyabetli bir çocuğun annesi olan 69 yaşında bir kadındır. Bu hastada çok güçlü bir GAD antikoru düzeyi saptanmıştır. Ancak hastalık yıllar boyunca sessiz kalmıştır. Ancak tanı konulduğunda ilk faz insülin salgısı birinci persantilin altındadır.

    Yapılan birçok çalışma Tip 2 Diyabet tanısı ile takip edilen hastaların %5-30 arasındaki bir kısmının Tip 1 Diyabet olduğunu göstermektedir. Eğer bir erişkinde Tip 1 Diyabet gelişirse genellikle yavaş seyirlidir. Tip 1 A Diyabetli hastalar tüm diyabetli hastaların yaklaşık % 10 kadarını oluşturmaktadır. LADA olan hastalar ise tüm Tip 1 Diyabetlilerin %50 kadarını oluşturur. Hatta Japponya’da Tip 1 Diyabetlilerin yarısından fazlasını erişkin yaş Tip 1 Diayabeti (LADA) oluşturmaktadır.

    LADA olan hastaların bir çoğu ilk tanı konulduğunda diyabet ilaçları ile tedavi edilebilirler. Ancak kısa süre sonra bu ilaçlar etkinkinliğini kaybeder ve insülin tedavisi başlanır. Japonya’da yapılan bir küçük çaplı çalışmada tanı konulduğunda başlanılan erken insülin tedavisinin C-Peptid düzeylerini daha uzun süre koruduğunu göstermiştir.

    Dr. Tuğrul Demirel Obezite ve Diyabet Cerrahisi
    Obezite, Diyabet ve Revizyon Cerrahisi ile ilgili öğrenmek istediklerinizi ve randevu taleplerinizi bize yazabilirsiniz.